Merhaba, Ben Damla.

Photo by: Ethan Hu on Unsplash.

Evet sevgili okur. Deneme no:1.

Benim şu anki konum, bazı insanların çok fazla boş vakti olması.

Yani anlamakta güçlük çekiyorum.

Bazı durumları anlarım. İşsizsindir, vaktin vardır. Çok yorgunsundur, kafa dağıtmak istersin, boş işlerle uğraşırsın, anlarım. Manita gecikmiştir, vakit öldürmek gerekir, anlarım. Lâkin, bunların hepsinin, şahsen, kişinin kendisinde kalması gerektiğini düşünüyorum. Mevzu başkalarına sıçrayınca biraz sinirleniyorum.

Herhangi bir konuda aradığınız bir sorunun cevabını bulabilmek için hiç “forum” denen oluşuma yolunuz düştü mü mesela? Benim düştü.

Şöyle örneklerle karşılaştım:

Soru soruluyor. Altında cevap aranıyor. “Falanca programda şu özelliği açamıyorum. Ne yapmam gerekir?” Konu başlığı. Post içersinde soru detaylandırılmış. Her şey açık ve net. Ve forum üyeleri cevap veriyor:

  • Valla bende çalışıyor kardeş (?)
  • Bunu da anlamıyorsan bence sen bu programı kullanma (!?!)
  • O özelliği kullanmasan da olur yaa, gereksiz bi’şey zaten (?)
  • Bilmiyorum (açık ara favorim)
  • O değil de, bende şöyle konuyla çok alâkasız bir sorun var, yardımcı “olabilirmisiniz” (Allah belanı versin soru eklerini ayırmayan herkes.)

Yani…

“Bilmiyorum” ne yaa?

Hayır, o noktaya geliş aşamasını merak ediyorum ben en çok.

Bilgisayarı açtın. Foruma girdin. Bi sorunun yok ama, o kadar boşsun yani, girdin. Konu başlıklarına bakarken rastgele birine tıkladın. Soruyu okudun. Üzerine aldın. Ve sana direkt sorulmuş gibi, hiç işe yaramayan bir cevap verdin.

Şimdi bunun bir de sorusuna cevap arayan mağdur tarafına bakalım.

E-mail geldi. Aha dedin, cevabımı buldum. Hemen linke tıkladın. Ama, senin bir boy küçüğün sağa sola senin adına saçma mesajlar atmasın diye siteden çıkış yapmış olduğun için, kullanıcı adını girdin, altına şifreni yazdın, ve bu şekilde giriş yaptın sisteme. 

Post açıldı.

Heyecanla, günlerdir sana kafayı yedirten problemine çözüm bulduğunu zannederek cevaba gittin.

Ve işte o kalma an’ı:

BİLMİYORUM.

Bilmiyor. Ama oraya bilmiyorum yazıyor. Senin ne kadar zamanını alacağını, öyle bir mesaj atmanın gereksizliğini, onu yapacağına tavana baksa belki icat bulup kendine daha çok hayrı dokunacağını falan hiç hesaba katmayıp, “bilmiyorum” yazıyor.

Ve ben buna çok sinirleniyorum.

Geçen gün Instagram’da bir story paylaştım. Eşimle yaşadığım politik (!) sıkıntıyı biraz anlattım. (Tamam biraz değil, bayağı, kol kadar anlattım.) İçinden çıkamayacağımı düşünüyordum o sırada. “Önerisi olan var mı” diye ORTAYA bi soru sordum.

Önerisi olmayan mantıklı insanlar yazmadı. Olan, kimi salakça da olsa, yazdı. Bir tane de, beni neden takip ettiğini bilmediğim ve tanımadığım bi kız mesaj atmış. Sonradan gördüm.

Mesaj şu: “don’t know:(“

N’apiim? Küfür etsem? Cevap vermesem? İçimde mi patlasa? Ne desem beni kesmeyecek, belli. Neyse. Dedim bi’şey yine de. İngilizce yazmış, İngilizce cevap verdim. “Niye mesaj atıyosun o zaman” gibisine.

Buna takılmamı “komik” bulmuş hanfendi.

Komik.

Onun kendisine sorulmayan bir soruya “bilmiyorum” demesi über saçma değil, benim bu saçmalığa sinirlenmem “komik”.

Sonra “Damla neden böyle oldu?”…

Okula gitmediğim için bunlar hep. Keşke gitseydim. Tanımadığım insanların story’lerini izleyip “bilmiyorum” diye mesajlar atıp “iletişim” kurmayı bekleseydim. Cevap gelmeyince çirkefleşseydim, biri salaklığımı suratıma çarpınca onu aşağılayarak egomu falan tatmin etseydim. Hiç düşünmeseydim “acaba birazcık da olsa doğruluk payı olabilir mi bu söylenende” diye.

Lütfen okula gitmeye devam etsin bunlar. Ayırmadıkları soru ekleri, ama buna rağmen mezun olabildikleri okullarından aldıkları diplomayla, aldıkları eğitimle hiç alâkası olmayan işler yapsınlar. Sonra da beni beğenmesinler. 

Ama biliyorsunuz, ne olursa olsun HAYAT BANA GÜZEL.

2 Comments

  1. Muhteşem bi isyan etme şekli. Güzel beğendim . Insanın içini kaleme dokmesi de bi sanattır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir